Kurbanını murdar etme! Fethullah Gülen cemaatine VERME! İslami cemaatlere VER!

nur cemaati
nur cemaati


Fethullah Gülen gizli bir Ermeni, gizli bir Hristiyan ve gizli bir Kardinaldir. Papa tarafından Türkiye'nin gizli kardinali seçilmiştir. Özellikle son yıllarda yaptığı açıklamalar ve aldığı kararlarla bunu kendi kendine ispat etmiştir. Samimi Müslüman kardeşlerimizin, samimi duygular ile ve sırf Allah rızası için yaptığı bağışların, yardımların, verdiği zekat ve kurbanların, tamamen ehli küfrün menfaatine kullanıldığı ve bütün İslam alemine devasa pusular kurulduğu meydandadır. Gülen'in dünyanın çeşitli yerlerinde açtığı okullarına Katolik misyonerler olan Cizvitler aracılık etmiş, önayak olmuşlardır. Dünyanın çeşitli devletleri Gülen'in okullarını CIA'nın paravanı oldukları iddiası ile kapatmışlardır. FBI bile resmi sitesinde Gülen cemaati ile ilişki içinde bulunduklarını itiraf etmiştir. Gülen cemaatinin ortalama olarak beş idarecisinden üçü CIA başta olmak üzere çeşitli istihbarat birimleri ile bağlı haldedir. 

Gülen'in hizmet olarak gösterdiği okullarında gariban ve yardıma muhtaç bir Müslüman evladının elinden tutulduğunu görmek imkansız gibidir. Gülen'in okulları, aldığı bunca yardım, bağış, zekat ve kurbanlara rağmen, öğrencilerinden yüksek meblağlarda ücret almaktadır. Bu yaptıklarına,  İslama ve Müslümanlara hizmet denilemez. Müslümanların inançlarının sömürüldüğü bir ticaret denilebilir. Gülen'in okulları vakıf veya dernek statüsünde değil, şahıslar üzerine kayıtlıdır ve tam bir denetim de mümkün değildir. Bu şekilde bir hizmet de yapılamaz. Verilen yardımların, bağışların, zekatların ve kurban faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin ABD ve İsrail'e aktarıldığı KESİNDİR.

Ayrıca pek çok Türkiye'li müslümandan kurban bedeli olarak toplanan paraların karşılığında gerçekten kurban kesilip kesilmediği de meçhuldür. Bu bedellerin karşılığında şahıslara bir makbuz, bir resmi evrak da verilmemektedir. Tanışık olduğumuz ve eskiden Gülen cemaatine mensup olan pek çok kimse, iddia edildiği gibi yurt dışında pek çok ülkede bu kurbanların kesilmediğini, VATANDAŞIN DOLANDIRILDIĞINI ve MÜSLÜMANLARIN DİNİ İNANÇLARININ SÖMÜRÜLDÜĞÜNÜ söylemektedir.


Gülen'in okullarında çoktandır Hristiyanlığın ve Yahudiliğin de hak olduğu, onların da cennetlik olduğu propagandası yapılmaktadır. Gülen'in okulları tam anlamı ile CIA'nın ve Katolik Hristiyan Misyonerlerinin Müslümanlara kurduğu bir pusudur. Rusya'da bu okullardan birine giden bir Rus kadın, Müslüman olmak istediğini söylediğinde "Neden Müslüman olmak istiyorsunuz ki? Hristiyan kalarak da iyi bir insan olabilirsiniz." cevabını almıştır. Güney Afrika'da bu okullardan birinin düzenlediği bir merasimde oranın Müslüman olmak isteyen çocukları için bu cematin oradaki temsilcileri "Bu çocuklar Hristiyan kalsınlar. Hem namaz borçları da olmaz." diyebilmiştir.

Bütün bunların ispatları ve daha ayrıntılı bilgi için şu adrese bakınız: www.GercekFethullahGulen.blogspot.com

| Mehmet Fahri Sertkaya
www.AkademiDergisi.com 

***

SONUNDA İTİRAF ETTİLER: GÜLEN CEMAATİ İSLAMİ BİR CEMAAT DEĞİL!


Gülen Cemaati Dini Cemaat değilmiş!

Nüzulü İsa'yı (Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne indirilmesini) inkar edenler...

hz isa nüzülü
hz isa nüzülü


Nüzulü İsa'yı inkar edenler...

8 -9 sene önce bir ilahiyat profesörü, muhabir arkadaşımıza “Ahir zamanda Hz. İsa’nın inmesi diye bir şey yok” demiş, bu söz gündeme taşınınca, hocamız geri adım atmış, sözünü yemiş ve “Ben böyle bir şey söylemedim” diye ısrar etmişti.


Niye? Çünkü, o zaman böyle inanç meselelerini inkara ortam henüz müsait değildi. Müslümanlardan sert tepki alınıyordu. Hocanın, kendi sözünü inkarının sebebi buydu.
Aradan seneler geçti; başka ilahiyat profesörleri de ekranlarda “Hz. İsa’nın ahır zamanda geleceğini” açıkça inkar etmeye başladılar. Müslümanlar artık tepki de göstermiyorlardı. Öyleyse 8-9 sene önce Hz. İsa’nın geleceğini inkar edip sonra inkarını inkar eden hocamız için çekinilecek bir durum kalmamıştı. Tehlike geçmişti. İnkarına dönebilirdi. Döndü ve 2005’de o da açıkça “Hz. İsa’nın gelmesi diye bir şey yok!” demeye başladı. 

İstisnalar hariç, zamanımızdaki bazı mert(!) ilahiyat profesörü tipi işte b
udur…

Bu tip proflar, inkarlarını hep müsait ortamlarda yapıyorlar. Prof. Mehmet Aydın da “Hz. İsa’nın ineceğini” Eylül 2005’de, Yeşilköy’deki Katolik Kilisesi’nde inkar etmişti.
Bazıları da bu inkarları için geçen hafta Ceviz kabuğu’nda Hulki Bey’in samimiyetini istismar ettiler. İstismar diyorum, çünkü Hulki Bey’in inkarcı bir kişi olmadığını biliyorum. İlahiyat profesörleri “Yok öyle bir şey” diyorlar, o da öyle duyuyor öyle inanıyor. 

Ceviz kabuğu’nda Prof. İbrahim Sarmış, “Hz. İsa’nın inişiyle ilgili 180 civarında hadis var. Hz. Peygamber’in işi gücü yok, sanki Hz. İsa’nın geleceğini söylemiş durmuş” diyor.
Bu zata, “Siz yoksa Peygamberimiz’i dilsiz mi zannediyorsunuz” demek lazım. Peygamberimiz, ümmetine dünya ve ahiretle ilgili bilgileri bütün ayrıntılarıyla vermesin mi? 

Bu profesörümüz bilmiyor mu ki, hadislerin uzunu var kısası var. 180 hadis nedir ki! Peygamberimiz’in, sadece Veda Hutbesi bile tek başına bahse konu olan 180 hadis kadar tutar. İnsanın böyle konuşması için, hadis ilminde sıfır olması lazım. Bu zat, -okumadıysa bile- 300 bin hadisi ezbere bilen nice hadis hafızlarının bulunduğunu da mı duymadı acaba?
Hem Hz. İsa’nın inişini inkar edip hem de ekranda kendilerinin hadis düşmanı olmadıklarını söyleyenlere, Peygamberimiz’in “Ümmetim sapıklık üzerinde birleşmez” hadisini hatırlatırım. Sapıklık üzerine birleşmeyecek olan bu ümmet, ahır zamanda Hz. İsa’nın ineceğine inanagelmiştir. Buna ne buyurulur? Bu ümmet 14 asırdır sapık inançta mı? 

Hadis düşmanı olmadıklarını söyleyenler samimi iseler, inkar ettikleri meselenin bir inanç maddesi olduğunu ve inanç (itikad) kitaplarımızda yer aldığını niçin söylemiyorlar? Ben söyleyeyim: Bile bile, “Bu bir inanç meselesi değildir” diye gerçekleri gizliyorlar.
Açıkça,“Kitaplarda böyle yazıyor ama, ben inanmıyorum”deseler ya! Demezleeer!
Yeşilköy’deki Katolik kilisesinde, “Bu mesele sadece Hıristiyanlıkta bir inanç meselesidir, İslamda değil” diyen Prof, Mehmet Aydın’a, “Söylediğiniz yanlıştır. Aksine, bu mesele itikad kitaplarımızda yer almaktadır” dediğimde gücü sadece susmaya yetmişti.

Filistin Dramı’nın Düşündürdükleri - Kadir Mısıroğlu

filistin diyalog
filistin diyalog


Filistin elimizden nasıl çıktı ve Yahudi oyunu…


1789 büyük Fransız İhtilâli’ne kadar yahudiler, yaşadıkları her ülkede umûmî bir nefrete muhatabdılar. Kendileri de hayatlarını bu nefretin icabınca şekillendirmiş, hemen her yerde gettolaşmışlardı.

Fakat zamanla maddî bakımdan güçlendikçe Batı sosyetesinde söz sahibi bir hale geldiler ve pek çoğu yahudiliklerini gizleyerek Almanya’da alman, Fransa’da fransız… ilh. telakkî olunabilecek derecede yerleştiler. Fikrî temellerini hazırladıkları Fransız İhtilâli’nden sonra devlet hizmetine kabul olunmak, idârî , siyâsî, askerî… ilh. mevkîler elde etmek imkânına kavuştular. Kendi aralarında millî ve dinî hüviyetlerini muhafaza etmelerine rağmen hârice karşı, her ülkenin sıradan vatandaşları gibi bir görünüme büründüler.

Bilhassa 19. asra gelindiğinde bu gelişme hızlandı ve yahudiler batı âleminde sadece iktisâdî bir güç olmaktan çıkıp aynı zamanda fikrî ve siyâsî bakımdan da içinde yaşadıkları topluluklara nâfiz bir mevkie yükseldiler.

Eskiden en küçük bir memuriyete bile kabul edilmeyen yahudiler artık en üst seviyede siyâset adamı ve hatta subay bile olabiliyorlardı. Fransa’da ki meşhur Dreyfus meselesi bunun tipik bir örneğidir.

19. asır nihâyete ererken Viyana’da “Nueie Freie Presse” (yeni basım) adıyla bir gazete yayınlanmakta idi. Bunun Paris muhabiri olan Teodor Herzl, gazetecilik mesleğinden istifade ederek, Batı’daki nüfuzlu Yahudi âilelerin durumunu inceden inceye tedkik etti. Neticede, yahudilerin Filistin’e dönmek için kuvvet ve kudretlerinin kâfî gelebileceğine hükmetti. Bunun için önce fikri yaymak gerekiyordu. “Der Juden Stat” yani “Yahudi Devleti” ismiyle, Almanca bir kitap hazırladı. Böyle bir dâvâda muvaffakiyetin üç rüknü olması lâzım geldiğini hesap edebilecek bir kimseydi. Bu üç rükün (esas) şöyle sıralanabilir:


1. Fikir 
2. Kadro 
3. Para

Teodor Herzl, fikirlerini duyurmak için 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde bir Yahudi kongresi topladı. Bu, Yahudilerin Filistin’e dönme hareketini ifade eden siyonizmin ilk kongresidir. “Siyon” kelimesi Kudüs yakınında bir dağın adıdır. Herzl, Yahudilerce Siyonizm hareketinin babası ve İsrâil Devleti’nin kurucusu kabul edilmektedir. 

Bu güne değin en çok tıklanılanlar